Artık kayıp ve ölümle ilgili bir yazı yazmak istemiyorum. Hele yaşayanlarla ilgili hiç. Çünkü ne yazsam çıkıyor, korkuyorum. Dün gece yazdığım yazı da bu konuyla ilgiliydi. Kendimi dişi Nostradamus ya da cenaze levazımatçısı gibi hissediyorum. Keşke "Six feet under" dizisini seyretmeseymişim.
Aysel gittiyse yazılmalı ama.Sen de gittin demek ki Aysel! Oysa birikmiş bonuslarımın hepsini sana verebilirdim. Gittin, bizi ve aşk şarkılarını öksüz bıraktın demek ki. Cenazene Serdar Ortaç katılmış mı bilmiyorum. Öldüğünü dün gece öğrendim. İstanbul'da olsaydım gelirdim, deli kız.
Demek aşk ikliminin rüzgarları artık sert esmeye başlayacak. Ölümlerin bile bazen "hayırlı" bir tarafı var. Buna inanıyorum. Gittin bizi öksüz bıraktın. Gittin, bugün -10 derecede üzerlerine tazyikli su fışkırtılan işçileri görmedin. Belki de sen bunların hiçbirisini görmedin, aşkı gördün, dünyayı "güzelliğin" kurtaracağına inandın. Git o zaman.Zebanilere söyle söylenmemiş dizelerini. Sen ki, taşlaşmış kalpleri bile eritebilirsin.
Aysel'in ardından ağıtlar yükselmemeli. O kalplerimizdeki ince sızıyı hatırlatırken, dudaklarımızda da müstehzi bir gülümseme bıraktı. İş bu ihtizaya nazire yapmaya geldi.
Aysel bu senin için.
Mekan: Öğretmenler odası
Zaman: Öğle tatili
Kahraman: Öğretmenler
Zenobia: Aysel Gürel ölmüş, duydunuz mu?
Mualla: Evet, duyduk, günde 3 paket sigara içiyormuş.
Hüseyin: Ölmeden önce mi?
...........................
Zenobia: Öldükten sonra!
Hüseyin: Yani, ben şey demek istemiştim, ölmeden önce bırakmışmıydı yani, kem, küm.
Ben İstanbul'a gidersem, mezarı başında bir paket sigara içip, mezarına üfleyeceğime namusum ve şerefim üzerine yemin ederim. Sizi bilemem. Hepinize sağlıklı, mutlu, huzurlu günler dilerim.
Zenobia


Alıntı
